
İçerik
Dunning–Kruger Etkisi: Kendimize Güvenmek, Yetkin Olduğumuz Anlamına Gelir mi?
“Ben zaten biliyorum.” “Bunda zorlanacak ne var?” “Sen beni dinle, ben tecrübeliyim.”
Tanıdık geldi mi? Bu sözleri bazen bir toplantıda, bazen aile sohbetinde, bazen de arkadaşlarımızdan duyarız. Dürüst olalım, zaman zaman kendimiz de söyleriz.
Bir konuda birkaç şey öğrendiğimizde veya başarılı bir deneyim yaşadığımızda, o işi çözdüğümüzü düşünebiliriz. Fakat uygulamaya geçince işler beklediğimiz gibi gitmeyebilir.
Peki, kendimizden emin olmamız, gerçekten yeterli olduğumuzu gösterir mi?
Dunning–Kruger Etkisi Nedir?
Dunning–Kruger etkisi, belirli bir konuda bilgi veya becerisi sınırlı olan kişinin, kendi yeterliliğini olduğundan yüksek değerlendirebilmesidir.
Bir işin ayrıntılarını henüz bilmiyorsak, neleri gözden kaçırdığımızı da fark edemeyebiliriz. Bu yüzden iş bize olduğundan kolay, kendi becerimiz ise olduğundan yüksek görünebilir.
Örneğin, iyi bir sunum yapmayı yalnızca rahat konuşmak sanan biri, hiç takılmadan konuştuğu için kendisini başarılı bulabilir. Oysa dinleyicilerin mesajı anlayıp anlamadığı, kullanılan bilgilerin doğruluğu ve sorulara verilen yanıtlar da önemlidir.
Eksiklerimizi fark etmek için de o konuda biraz bilgiye ihtiyacımız vardır.
Günlük Hayatta: “Ne Var, Ben de Yaparım!”
Bir yemek videosu izlediğinizi düşünün. Tarif kolay görünüyor: Malzemeleri karıştır, fırına koy, çıkar. “Bunu ben de yaparım” diyorsunuz.
Ama mutfağa girince kıvam tutmuyor, pişirme süresi değişiyor, sonuç videodakine benzemiyor. O zaman fark ediyorsunuz: Ekranda birkaç dakika süren işin, görünmeyen ayrıntıları var.
Bir işi yapabileceğimize inanmak güzel. Ancak izlemekle uygulamak arasındaki farkı kabul etmek de gerekiyor. İlk denemede istediğimiz sonucu alamadığımızda “Tarif yanlış” demeden önce, hangi adımı geliştirebileceğimize bakabiliriz.
“Bende İşe Yaradı, Sen de Yap.”
Bir arkadaşınız işinden memnun olmadığını anlatıyor. Siz de benzer bir durum yaşamış ve işinizden ayrılmışsınız:
“Hiç düşünme, ayrıl. Ben ayrıldım, çok rahatladım.”
Kendi deneyiminizden hareketle yardımcı olmak istiyorsunuz. Fakat arkadaşınızın birikimi, sorumlulukları ve iş bulma imkânları sizinkinden farklı olabilir.
Daha anlayışlı bir yaklaşım şöyle olabilir:
“Benim deneyimim böyleydi. Senin koşulların nasıl? Ayrılırsan seni neler bekliyor?”
Deneyim paylaşmak değerlidir. Onu herkes için geçerli bir reçeteye dönüştürdüğümüzde ise önemli farkları kaçırabiliriz.
“Ben Çok İyi Dinlerim.”
Bir yakınınız derdini anlatırken hemen çözüm üretmeye başlıyorsunuz:
“Buna üzülme.” “Şunu yap, sorun çözülür.” “Ben olsam hiç uğraşmam.”
Siz yardımcı olduğunuzu düşünürken o, henüz anlatacaklarını bitirememiş olabilir. Belki de o anda çözümden önce anlaşılmaya ihtiyacı vardır.
İyi dinlediğimizi düşünmekle gerçekten dinlemek arasındaki farkı, küçük bir soru gösterebilir:
“Seni dinlememi mi istersin, birlikte çözüm düşünmemizi mi?”
İş Hayatında: Deneyimimiz Bizi Her Zaman Haklı Çıkarır mı?
“Bu İşi En İyi Ben Bilirim.”
Yıllardır aynı işi yapan bir yönetici, kendi yönteminin en doğru yöntem olduğunu düşünebilir. Çalışanların önerilerini de “Biz bunu daha önce denedik” diyerek geçiştirebilir.
Oysa koşullar değişmiş, yeni araçlar geliştirilmiş veya ekip farklı bir ihtiyacı fark etmiş olabilir. Fikirleri sürekli reddedilen çalışanlar bir süre sonra konuşmaktan vazgeçebilir.
Deneyimi güçlü kılan, yeni bilgiyle birleşebilmesidir.
“Benim deneyimim böyle. Siz ne görüyorsunuz?” diyebilmek, yöneticinin daha fazla bilgiyle karar vermesini sağlar.
“Çözüm Çok Basit: İndirim Yapalım.”
Satışlar düştüğünde hemen indirim önermek kolaydır. Ancak müşteriler ürün bulamadığı için mi, hizmetten memnun olmadığı için mi, yoksa fiyat nedeniyle mi uzaklaşıyor?
Nedeni bilmeden çözümden emin olmak, zaman ve kaynak kaybına yol açabilir.
Daha sağlam yaklaşım, önce sorunu incelemektir:
“Düşüş hangi ürünlerde?” “Müşteriler ne söylüyor?” “Önerimiz hangi sorunu çözecek?”
Hızlı fikir üretmek yararlıdır. Fikri verilerle değerlendirmek de işin bir parçasıdır.
“Ben Yıllardır Böyle Yapıyorum.”
Bir çalışan veya yönetici, kendisine verilen geri bildirime bu sözle karşılık verebilir. Uzun süredir aynı yöntemi kullanması, yöntemin etkili olduğuna dair güven yaratmış olabilir.
Ancak bir davranışı yıllardır tekrarlamak, onun her durumda işe yaradığını göstermez.
Geri bildirimin tamamına katılmak zorunda değiliz. Yine de hemen reddetmek yerine somut örnek isteyebiliriz:
“Hangi davranışımın sorun yarattığını düşünüyorsun? Neyi farklı yapabilirim?”
Bu sorular, savunmaya geçmeden öğrenme fırsatı sunar.
Peki, Nasıl Davranmalıyız?
Böyle tavırlarla karşılaştığımızda tartışmayı kazanmak yerine, konuşmayı bilgiye ve somut örneklere taşıyabiliriz:
“Bu düşünceni hangi bilgi destekliyor?”
“Başka bir açıklama olabilir mi?”
“Bu yöntemin işe yaradığını nasıl anlayacağız?”
Aynı soruları kendimize de yöneltmeliyiz. Bir konuda güçlü olduğumuzu düşünüyorsak, bunu gösteren sonuçlara bakalım. Geri bildirim alalım. Bilmediğimiz yerde araştırmaya ve destek istemeye açık olalım.
Bu örneklerin her biri tek başına Dunning–Kruger etkisini göstermez. Her özgüvenli insan bilgisiz değildir; bu kavram da insanları etiketlemek için kullanılmamalıdır.
Hepimiz bazı konularda kendimizi olduğumuzdan daha yeterli görebiliriz. Önemli olan, bunu fark ettiğimizde öğrenmeye devam edebilmektir.
Kendimize güvenelim. Ama arada şu soruyu da soralım: “Bunu gerçekten biliyor muyum, yoksa bildiğimi mi düşünüyorum?”
